 |
| Ahmet AKSOY |
| Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi İşletme Bölümü |
| EKONOMİK KALKINMADA
MÜTEŞEBBİSLİK |
Bir ülkenin kalkınmasında en önemli unsurlar sahip olduğu üretlim
faktörleridir. Ülkeler, işgücü, tabiat, birikmiş sermayesi ve
müteşebbislerinden oluşan üretim faktörlerinin nitelikleri ve
niceliklerine bağlı olarak gelişme gösterirler. Örneğin petrol ihrac
eden ülkeler sahip oldukları toprakların ve yer altı zenginliklerinin
sonucunda çok yüksek tutarlarda gelirler elde ederek sermaye birikimini
gerçekleştirirler. Kendilerinde bulunmayan diğer unsurları da
oluşturdukları sermaye birikimleriyle elde etme yoluna giderler.
Sanayileşme ihtiyacı duyma zorunlulukları da bulunmadığından bu
nitelikteki gelirleriyle ülkelerindeki insanların refahını sağlarlar.
Gelişmiş ülkelere bakıldığında sanayileşme yoluyla kalkınma sağlanarak
gelirler arttırılmaya çalışılmaktadır. Ekonomik kalkınmanın sağlanması
açısından, belirtilen üretim faktörlerinin de dengeli olması arz edilir.
Tabiat açısından kalkınmaya elverişli olmak, nitelikli işgücüne sahip
olmak ve gerekli sermaye birikimini sağlamış olma yanında bu unsurları
biraraya getirip işletmeleri kurup faaliyet göstermesini sağlayacak
müteşebbislerin yetişmesi diğer unsurlara sahip olmak kadar önemlidir.
Ülkelerin ekonomik kalkınmalarının seviyelerine bağlı olarak belirtilen
unsurlar geliştiği gibi ekonomik gelişmişlik düzeyine bağlı olarak da
üretim faktörlerinin niteliği ve niceliği değişmektedir. Tarım
toplumunda üretim faktörleri ağırlıklı olarak toprak ve toprağı işlemek
için gereken sermaye yanında yine sadece tarım işletmeciliği için
gerekli nitelikteki emek ve işletmecilik yeterli iken sanayileşme ile
birlikte emeğin niteliği, sermayenin hacmi, elbette müteşebbisin
özellikleri değişmektedir.
Sanayileşerek kalkınmada en önemli unsur teknolojidir. Bilimin sanayiye
uygulanması olarak görülen teknolojiyi üretmek mümkün olmadığında
gelişmiş ülkelerden çeşitli yollarla transfer edilir. Teknolojiyi ülkeye
taşıyacak olan yine müteşebbistir. Getirdiği teknolojiyi geliştirerek
diğer ülkelere transfer edecek de yine müteşebbistir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, üç beyazın dahi zor bulunduğu
dönemde elbette müteşebbislik te gelişmemiştir. Bu nedenle ekonomik
faaliyetlerde devletin rolü zorunlu olarak öne çıkmıştır. Daha sonraki
yıllarda sermaye birikimiyle birlikte müteşebbislik gelişmeye
başlamıştır. Ancak bu dönemde görülen müteşebbislik küçük ölçekli
işletmeleri kuran ve işleten ulusal hatta mali boyutları aşamamıştır.
1960-1970’li yıllarda gelişmenin boyutu küçümsenemez ise de yeterli
olmamıştır. Yerli işletmecilik gümrük duvarları temel olmakla birlikte
diğer yönlerden de korunarak geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde
uluslar arası kredi kuruluşlarından özellikle Dünya Bankası
kredilerinden yararlanmak için proje sunulması istenmiştir. Bu
kuruluşlara proje sunacak düzeyde müteşebbis sayısı az olduğu için
belirtilen nitelikteki finansman imkanından yeterince
yararlanılamamıştır.
24 Ocak Ekonomik İstikrar Tedbirleri adı altında uygulamaya konulan
ekonomik serbestleşme ortamının arkasından işletmecilik alanında
gelişmeler hızlanmıştır. Üniversite eğitiminin bilimsel alanda yarattığı
gelişmeler Türkiye’nin Dünya üzerindeki konumunu da yukarılara taşımış,
iş gücünün kalitesinde iyileşmeler sağlanmıştır. İşletmecilik eğitimi
başta olmak üzere diğer alanlardaki gelişmeler ile gelişen ekonomik
ortamda çoğalan sermaye birikimi ile müteşebbislerimizin sayısı artmış,
ulusal olmanın ötesine geçerek uluslar arası nitelik taşımaya
başlamıştır.
Gelişmiş ekonomilerde müteşebbislik bir meslek olarak görülür. Gerçekte
pek çok yerde müteşebbislik ile yöneticilik birbirleriyle aynı anlamda
görülmektedir. Yöneticilik bir meslektir. Meslek olmanın birkaç temel
özelliğinden birincisi, yapılan işin süreklilik arz etmesidir. İkincisi
de yapılan iş üzerinden kazanç elde edilmesidir. Yönetici de bu iki
özellik açıkca görüldüğü için meslek olduğu hemen düşünülür.
Müteşebbisliğin meslek olması ekonominin gelişmişlik seviyesi ile
yakından ilgilidir. Unu, yağı, şekeri alıp ateş üzerinde biraraya
getiren ve helva üreten tatlıcı ürettiği helvalara kendi maharetini de
katarak lezzet vermekte, ürettiği helvaları satarak yeni malzemelerle
yenilerini üretip, satıp bu işi sürekli yerine getirerek meslek olmasını
sağlamaktadır. İşte müteşebbis de üretim faktörlerini biraraya getirerek
işletmeler kurmakta, onları sermaye birikimine sahip kişi ve kuruluşlara
doğrudan satmakta ya da menkul kıymet borsalarında hisse senetleri
biçiminde satarak elde ettiği fonlarla yeni işletmeler kurmaktadır. Yeni
işletmeleri de aynı biçimde satarak müteşebbisliği meslek haline
getirmektedir.
Müteşebbisliğin yabancılara ait bir özellik olduğunu unutturan ve
Türkiye’de de başarılı olan bir çok örneği bulunmaktadır. Daha düne
kadar yabancılar gelsin yatırım yapsın yeni işletmeler kursun diye
beklediğimiz ülkemizde bugün yerli müteşebbislerin kurduğu işletmeleri
yabancılar bütün olarak satın almaktadırlar. Yabancılara satışları
nedeniyle bu müteşebbisleri yermek yerine caydırıcı tedbirleri almayan
yöneticileri uyarmak gerekmektedir. Ekonominin her alanında yabancılara
serbestce satışı önlemenin bir yolu mutlaka bulunmalıdır. Finans
sektöründe, sigortacılık ve bankacılık alanlarında sektörün yabancıların
eline geçmesinin sakıncalarını ön planda tutarak sınırlama getiren
gelişmiş ülkelerin ısrarları boşuna değildir.
Müteşebbisliği meslek haline getirerek doruk noktaya taşıyan ve
yabancıların yatırım yapabileceği özellikte işletmeleri kurup ekonomiye
kazandıran müteşebbisleri kutlarken, sağladıkları fonları ülke dışına
çıkarmak yerine ülkede müteşebbisliğin gereği yeni işletme kuranların
özendirilmeleri unutulmamalıdır. |